Dışavurum

Bir Beyaz Yaka Dramı 2-Yalın ayak

Kollarım kaşınıyor, sanırım incir ağacına yaptığım ziyaretten. İncirin, hele kara incirin o yoğun eşsiz tadı ve yapraklarının neden olduğu sinir bozucu kaşıntı. Ne tezatlık… Günün bu saatlerinde aynı hisse acaba kaç kere kapıldım. Fiziksel bir his ile zihinsel dinginliğin o birleşme hali. Bir duygunun tekerrürünün asla onu sıradanlaştıramayışı.

Günün bu saatlerinde, zaman adete durmuş gibi. Hoş saat kaç, hangi gündeyiz hiçbir fikrim yok. Annemle babamın haftasonu ziyareti dışında zamana dair bir ölçütüm de yok. He bir de günün sonunun habercisi olan babaannemin yemek hazırlıkları. Çırpının ateşe ilk düştüğündeki çığlığı, ardından sesinin hüznüne inat, çıkan dumandaki nizam ve etrafa yayılan naif koku. Hava kararmadan yemek hazırlanmalı, yenmeli ve ortalık toparlanmalı. Elektrik yok, su da tulumbadan. Aydınlanma gaz yağı lambası veya lüks lambası.

Hep aklımı kurcalıyor, lüks lambasının adındaki lüks nereden geliyor? Ama minik zihnimde saklıyorum bu gizemi. Belki de hayal dünyamdaki anlam örüntüleri, gerçek olgulardan daha eğlencelidir. Acaba yine de babaanneme sorsam cevabı biliyor mudur? Ya dedem, o belki biliyordur. Bilmiyorlarsa babama sorarım, haftasonu ziyarete gelecek, gelir gelmez sorarım. O da bilmiyorsa öğrenir bir sonraki gelişinde kesin söyler bana. Bu sürede ben hayaller kurup, zihnimdeki oyun odalarında dolaşmaya devam ederim.

Photo by Nadezhda Filatova on Unsplash

Çam ağacı var burada, kocaman bir çam ağacı. Hemen evimizin önündeki çardağı yarıp, göğü kucaklayan tüm dallarıyla. En tepesine kadar çıktığım, tırmandıkça dalların zayıfladığı, güven hissinin azaldığı, boşluğun arttığı o en tepe. Rüzgarlı havalarda adeta rüzgar ile bir olup, uzaklara baktığım en tepe. Uzakları görebildiğim o eşsiz yer. Uzaklarda sıra sıra kavak ağaçları nasıl da sallanıyor bir sağa, bir sola. Bir tarafta heybetli Spil dağı, diğer tarafta Gediz nehrinin kıvrımları ve ötesinde Yunt dağları. Hepsinin arasında göz alabildiğine üzüm bağları. Dağların ardı en çok merak ettiğim. Acaba ne var orada, ya onun ötesinde… Orada ne var acaba?

Bir atımız var, dedemin yakın dostu. Bağın tüm işlerinde mesai arkadaşı olan atı. Benim de oyun arkadaşım. Sabah, karşı anıza götürürken dedemin beni üstüne bindirdiği, akşam üstüleri de tek başıma gidip almama ve binmeme izin verdiği. Konuşmadan anlaşmak ne kadar garip, hele bacaklarımda hissettiğim kalp atışlarının gümbürtüsüyle at ile tek vucut olma durumu, benim onu, onun beni anlaması. Hem de hiç konuşmadan. Atımız, ah garip atımız… Ailenin en cefakar üyesi. Bir keresinde sormuştum dedeme kuşlar gökyüzünde özgürce uçarken, atlar neden özgürce gidemiyor o ağacın tepesinde gördüğüm uzaklara diye. Sen büyüyünce kanatların olsun kuşlar gibi uç dedi bana. Sığırcık kuşu olmak istedim o an, sanki bu cevabı bekler gibi, hemen başladım hayal kurmaya. Sığırcık kuşunun uçuş şeklindeki düzensizlik; biraz kanat çırpıp kanatlarını kapatıp mermi gibi süzülüşü, tekrar kısa süre kanat çırpıp yükselişi. Sürü halindeyken gökyüzüne çizdikleri desenlerin an be an değişimi, o tahmin edilemez ani şekil değişimlerinin oluşturduğu kaotiklik! Yalnız uçarken o mermi gibi oluş, adete sınır tanımayan o süzülüş, o özgürlük! engelleri yırtacakmışçasına kararlı süzülüştü hep hayal kurduğum, gözlerimi kapatıp, bir anlığına kuş oluşum.

Büyüyünce kanatlarım olacaktı, dedem öyle demişti! Kuş olacaktım ben, hem de sığırcık kuşu!

Kışın kuzenimle, babaannemizin minderleriyle yaptığımız oyun evi gibi buradaki evimiz. Dedemin bu evi kendinin yaptığını öğrendiğimde şaşırmıştım. Çamurdan, samandan ve tezekten yapmış bu evi, nasıl olur? Çamurdan ev nasıl durur ki ayakta. Sormuştum bunu da dedeme, sorduğum diğer bilmem kaç yüz soru gibi:

“Dede”

bir süre bekleyip devam ettim:

“Çamurdan ev nasıl durur ayakta?”

Cevabı her zaman ki gibi net değildi, ama düşünmek ve hayal kurmak için teşvik ediciydi. Elini, tüm heybetiyle yüzü bize dönmüş Spil dağına uzattı:

“Karşıda koca Spil dağı; çamurdan, topraktan, taştan. O nasıl durur ayakta ?” dedi.

Kafam karışmıştı, duraksadım:

“Bu evi sen yaptın, o dağı oraya kim koymuş?” dedim.

Gülümsedi, biraz tedirgindi. Devam etti:

“Her sorunun cevabını bulcaksın Hasanyom sabırsız olma, çocukluğun kıymetini bil. Unutma her sorunun cevabını söylemezler sana, bazı sorularına kendin cevap bulacaksın. Her sorunun cevabı yazmaz kitaplarda. Öyle soruların olacak ki düşünerek kendin bulacaksın cevabını. Ama hiç korkma sormaktan ve düşünmekten” dedi.

Henüz toplumun çoğunluğunun kabul ettiği şeyleri sorgulamanın, toplum için rahatsız edici olduğunun farkında değilim. Bunları anlamak için çok küçüğüm. Ama tohumlar ekildi zihnime, zamanı geldiğinde filizlenecek elbette!

Bunun okula başlamadan önce bağ evinde dedem ve babaannem ile geçirdiğim, haftasonları anne, baba yolu gözlediğim son yaz olduğunun henüz farkında değilim. Hayatımın ilk dönüm noktasının eşiğinde durduğumdan da haberim yok. Bu andan yıllar yıllar sonra yalın ayakları, sinek ısırıklarıyla dolu minik bedeni, yaralı bacakları ve kalıba girmemiş, hayallerle dolu zihni olan kendime öyküneceğimden de haberim yok.

Akşam oldu. Son kez çam ağacının çaprazındaki tulumbada ellerim, yüzüm güzelce yıkandı. Uykulu, kapanmaması için zor tuttuğum göz kapaklarımın arasından görüntüler beliriyor; evin önündeki çardağı ayakta tutan direğin dibindeki güller, solda kalan taş fırın, hemen dibindeki çırpılar ve yanındaki nar ağacı, betondan olan tek şey olan hayat ve ona çıkan tek basamak, tahta kapının gıcırtıyla açılışı, içeriden gelen cılız gaz lambası ışığı ve beyaz cibinlikte yarattığı gölge oyunları. Son kez gördüğüm, fakat hergün görüp sonsuz sandığım görüntülerle giriyorum beyaz cibinliğin içine.

Yarın olacak. Annem ve babam gelip beni alacaklar, hayatın içine, girdaba girmeye direnen minik yapraklar gibi süzülüyorum, ama henüz farkında değilim.

Okula gideceğim. İlkokul, ortaokul, lise ve belki üniversite. Evet üniversite okumanın büyük olasılık olmadığı bir zaman ve mekandayım! Bir mesleğim ve işim olacak. Hayat kusursuz olacak, mutlak mutluluğa ulaşacağım(?)





Devamı gelecek..

“Beyaz Yaka Dramı” yazılarının devamı gelecek…